"ey hayat sen şavkı sularda bir dolunaysın"
zaman tükeniyor. geçen ve geçtikte kanayan nehirler, yatağını ezerek - yok ederek büyüyor. büyüdükçe içimizdeki boşluklarla doluyor. boşluklarla dolmak. pencerimizi açtığımız günlerin hesabını yapmıyoruz çok zamandır. zaman bizim bildiğimiz mefum. yoklukların güncesi. varlıkların tümcesi. sesleri ve solukları içinde saklayan girdap. içinde helezonlar bulunan grift yapı. boşluklarla dolan ömür. bulmaca gibi. bulduklarımızla çözülen, çözüldükçe tükenen, tükendikçe yenisi istediğimiz halde bulunamayan. hatalar ideolecyası.
şimdi yeni bir mektup daha yazmalı. sesimizi kısarak, kısarak müziğin ve aşkın sesini. susmalarla dolu haykırışların içinden çıkarıp şehrin en güzel betimlerini.
bir mektup daha.
"notaları kurşunlanmış bir şarkıdır yalnızlık"
yalnızlık; sessizliğin sonu. kalabalıklar içerisinde bakışmalar. ihtişamı ve dikkati bölen göz çarpışmaları. sahnelerin arkasında duran, elinde silahla bekleyen kuşlar. kuşları vuran adamlar. notaların içine saklanmış ancak gizlenememiş aynalar. aynalara bakan insanlar. insanları bir türlü göremeyen insanlar. notalardan başlayan ve başladıkça devam eden öyküler. efsaneler. eskimeyen sesler. tanıdık yüzler. yüzlerinden çok astarı olan istekler.
bir paragraf daha eklendi hayatın yalnız ve yalnız yüzüne. şarkılardan arta kalan, kalan hesabı ödemeyi unutan, unutulmayı kendine aşk edinmiş dünya insanları arasına. konuşulmuş kelimelerden henüz bahsedilmedi. bilerek ve isteyerek;
bir mektup daha.
"ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden"
yürümeyi unutalı beri koşuyor sonsuzluğun adımlarıyla. adının ardışık harfleri alfadeki yerlerinden sökülmüş gibi. oysa terzilere isyan eder insan, sökükleri yüzünden. bilir, anlar ve yaşar eksilmişlikleriyle. uzun cümlelerle kurgulamak yerine kısa ve öz anlatılarda da anlatılabilir isyan. doğduğunda bilmişti yoksunluğun tınısını. yoksunluk. olmayışı hiç kimsenin. varlıklarının beş para etmeyişi koca duvarlar karşısında. ağır aksak yıldırım gibi düştü yatağa. şimdi hasta!...
anlaşılmak gibi bir derdi olmadı. biliyordu anlamanın hastalıklı bir eylem olduğunu ve biliyordu anlaşılmamanın daha acı olduğunu. korkularını yüzünün gerisinde değil, berisine koyarak bir mektup daha aldı, paramparça kelimeleriyle.
bir mektup daha.
"içimden şu zalim şüpheyi kaldır ya kendin gel ya beni oraya aldır"
öfkelerimin nöbeti bitti. susmuş ağızlardan kalma bakışların heyülasıyla doğruldu dünya. alnıma yazılmış kaybetme duygusunu biliyorum. bildiğim gerçeklerin arasında en gerçeği. eriyen demirler şahittir ki, kalbimin aynasında çöller var aşka dair. yangınlar yetersiz kalıyor ruhumdaki buzun karşısında. susuzluğum ve içimde dolaşan soru işaretleri kovalıyor sensiz güncelerimi.
gövdemin kıllarıyla yıktım masumiyetin duvarlarını. ki o duvarlar, sürgünümün süreği, kaybolmanın sınırıydı. gittiğim dünyalardan aklımda kalan tek rüya duvarın arkasını görebilmekti. ki ben aşkın otağına varmak için sürdüm kendimi. kifayetsiz ölümlerin varlığı ile yeniden iman ettim, kara gözlerinin sürgün ormanlarında ancak özgür olabileceğime dair. yetmedi!
bir mektup daha.
"girmedi mühürlü kalbe, bana nuh un sabrı düştü"
dağlar yıkılıyor. dümdüz artık toprak. çiçek kokuları sarıyor gözlerimin ışıltısını. güneşi engelleyecek hiç bir şey kalmadı. zor zamanlar. yoksul ve suskun sözcükleri topluyor aklının gölgesinde. tesbih tesbih çekiyor rüyalarını. vird halinde alem-i ervah. ne varsa görülecektir levhi mahfuz da. kaderden öte yok. yok. çaresizliğin tümcesi. ağır aksak yürüyor. düşlerinin sesini izliyor. ne kızıl deniz ne akdeniz önündeki hırçın okyanusu anlatabilir oysa. içinde bin fırtına kopuyor. bütün gemileri batıklar dairesinde. avaz avaz susuşlarının ardında saklıyor sabrı.
kilitli kapılar ardında duymuyor atışını kalbinin. ne akşam ne sabah uyanıklığını biliyor. uykularının paramparçalığı bu yüzden. bu hangi gidiş olmalı ki öyle mahsun öyle munis öyle lirik acılara gark olmasın kalb. acının da sesin biliyor. bildikleri kalbine bir türlü inanmıyor!
bir mektup daha.
"sen benim hiç bir şeyimsin"
hiç bir şey. yokluğun güncesinde büyüyen kocaman noktalar. uzun ve uzadıkca susayan tren yolculukları. oysa "erzurum garında/banklar üstünde/uyku tutmazdı karanlıkları" şimdi karanlıklar oynaşıyor gündüzlerin tam ortasında. ortası. karanlığın ve yokluğun derini. yüzüne çarpan dalgalardan uyanmak na mümkün. deniz soğuk ve karanlık. tam bir yalnızlık intiharı. balkondan mı atlasa yoksa erise mi bir kar tanesi gibi ellerinde ? sırlanmış saçları şahittir kayboluşuna sesinin. şimdi sen hiç bir şey, o ise sadece hiç.
dağılmış saçları omuzlarının üstüne. soğuk bir yandan, kar bir yandan, can bir yandan. batıyor gemiler yüzdürülürken henüz karadan. biliyor, bunların hepsini hesap ediyor yaradan. unutulmuş sözcüklerin dergahında zikr halinde adem. havva hangi elmanın yeşiline kanar. kandıkça yeniden susar.
bir mektup daha.