bir şehri özlemek yiğitçe!
Soğuk.
Kelimeler yorgun.
İçimde bin türkü söylenir.
Söylenir durur voltasında adam.
Ne yapsalar boş
İçinde bir can var incinin.
Suskun adamın silueti
Vurgun nöbetleri
Mercan denizin dibinde uyur
Uyur gezer adam voltasında.
Ne yapsalar boş
Kardelenler ölecek, gerçek.
Küçük bir fotoğraftır yaşam
Ellerimizde büyüyen.
Karanlık odalarında vurulur
Vurulur genç adamlar şehrin bulvarlarında.
mehmedasım
ücnisanikibindokuz
gençadamlargençölür.
6 Nisan 2009 Pazartesi
26 Mart 2009 Perşembe
Düş Bahçesinin Mahkumu
Öyle öyle yalnız yalnız kaldık biliyor musun....
Ablama...
Demir kapı kanar yüzüne
Ellerinde isli demir
Soğuk duvarlar düşman
Üşümek can acıtır
Canından can alır her an bu gidişler…
Kime baksan yabancıdır
Sesler tuhaf.
Sen o dünyanın dışında gezinirken
İçinde nice hayalî düşler…
Türküler söylenir ardından bilmezsin
Gözyaşları sel olur görmezsin
İçinden bin can gider canlarının hissetmezsin
Nice nehirler taşar gökyüzünden de ıslanmazsın sen…
“Sensiz geçmiyor bu günler biliyor musun
Yüreğine beni, beni soruyor musun
Öyle yalnız, yalnız kaldım biliyor musun
Türküler söyledim sana duyuyor musun
Yıllar oldu oralardan çıkamıyorsun
Bağlanmış elin ayağın kaçamıyorsun.
Bir kuş oldun gökyüzünde, uçamadın sen
Nehir oldun ırmak oldun, taşamadın sen
Çocuk oldun sokaklarda, oynamadın sen
Doğdun da büyüdün ama yaşamadın sen
Yıllar oldu oralardan çıkamıyorsun
Bağlanmış elin ayağın kaçamıyorsun” Ahmet Kaya.
mehmedasım
yirmialtımartikibindokuz
evet isyan bu abla...
Ablama...
Demir kapı kanar yüzüne
Ellerinde isli demir
Soğuk duvarlar düşman
Üşümek can acıtır
Canından can alır her an bu gidişler…
Kime baksan yabancıdır
Sesler tuhaf.
Sen o dünyanın dışında gezinirken
İçinde nice hayalî düşler…
Türküler söylenir ardından bilmezsin
Gözyaşları sel olur görmezsin
İçinden bin can gider canlarının hissetmezsin
Nice nehirler taşar gökyüzünden de ıslanmazsın sen…
“Sensiz geçmiyor bu günler biliyor musun
Yüreğine beni, beni soruyor musun
Öyle yalnız, yalnız kaldım biliyor musun
Türküler söyledim sana duyuyor musun
Yıllar oldu oralardan çıkamıyorsun
Bağlanmış elin ayağın kaçamıyorsun.
Bir kuş oldun gökyüzünde, uçamadın sen
Nehir oldun ırmak oldun, taşamadın sen
Çocuk oldun sokaklarda, oynamadın sen
Doğdun da büyüdün ama yaşamadın sen
Yıllar oldu oralardan çıkamıyorsun
Bağlanmış elin ayağın kaçamıyorsun” Ahmet Kaya.
mehmedasım
yirmialtımartikibindokuz
evet isyan bu abla...
23 Mart 2009 Pazartesi
Hiç Bir Şey / Güvercin Olamayan Kadının Şarkısı
Hiçbir şey
Kesiliyor kelimeler
Adımın gözlerindeki hapsi
Zamansız aklıma düşen sesler
İçimde düne ait vurgun düşlerin
Ah hiç vaktin olmadı güvercin olmaya
Ne zaman kanat çırpsan ilk sen düşersin.
Hiçbir şey
Yok.
mehmedasım
martyirmiikiikibindokuz
hiçbirşey
Kesiliyor kelimeler
Adımın gözlerindeki hapsi
Zamansız aklıma düşen sesler
İçimde düne ait vurgun düşlerin
Ah hiç vaktin olmadı güvercin olmaya
Ne zaman kanat çırpsan ilk sen düşersin.
Hiçbir şey
Yok.
mehmedasım
martyirmiikiikibindokuz
hiçbirşey
Hiç Bir Şey / Güvercin Olamayan Kadının Şarkısı
Hiçbir şey
Kesiliyor kelimeler
Adımın gözlerindeki hapsi
Zamansız aklıma düşen sesler
İçimde düne ait vurgun düşlerin
Ah hiç vaktin olmadı güvercin olmaya
Ne zaman kanat çırpsan ilk sen düşersin.
Hiçbir şey
Yok.
mehmedasım
martyirmiikiikibindokuz
hiçbirşey
Kesiliyor kelimeler
Adımın gözlerindeki hapsi
Zamansız aklıma düşen sesler
İçimde düne ait vurgun düşlerin
Ah hiç vaktin olmadı güvercin olmaya
Ne zaman kanat çırpsan ilk sen düşersin.
Hiçbir şey
Yok.
mehmedasım
martyirmiikiikibindokuz
hiçbirşey
Aşk'tım Vazgeçtim...
Aşk’tım
Âşık’tım
(vaz) geçebilirdim
Geçtim.
Gitmelere dönüyordum,
Nice seller götürüyordu
Yaşanmışlıklarımı beraberinde.
Bir ana sığdırdığım,
Bin ömür hayatım.
Vazgeçmek aşkın kendisiydi,
Ben seni değil
Aşkı sevmiş,
Vazgeçmeyi kabullenmiştim...
Şimdi güncemde bana kalan
Sensiz yokluk
İçimde eriyen,
İçimi eriten,
İçimi sarsan,
Senden bana kalan bir ömürlük alıntılar...
Ben seni, kimseler olmadığı için değil, kimse olamadığın için sevdim. Aşkı en mutena yerimde yoklayıp, sana yürümeyi yeni öğrenen bebekler gibi düşe kalka geldim.
Ellerimden tutmaya bilirdin.
Beni sevmeye bilirdin.
İçinde bana akan teninin adını “aşk” koymaya bilirdin ki sen yine bilirdin her şeyi bildiğin gibi...
Sen beni gizli seviyordun, bense en aşikârlığındaydım sevdamın. Vazgeçmelerin bana düşeceğini nerden bilebilirdim? .
Bu senden kaçmak değil, bu içimde yitirdiğim kendimdendir. Çünkü ben sana, gelmekle tüm bildiğim, öğrendiğim beni ben eden her şeyden vazgeçerek geldim. Ben sana gelirken kendimden geçtim.
Aşk için şimdi senden geçiyorum. Bir ömrü bir lahza ya sığdırarak kendimi, senli düşlerin en törpüsüz yerine itiyorum. Her uykuya dalışımda törpülenmeyen yanlarının yüreğime, tenime takılıp acıtsın diye...
Sen adını bana acı ile öğreten kadın...
Adını biliyorum
Adını öğrendim
Adın Aşk...
Suretinse bir yokluk.
Suretinse unutulmaya mahkûm
Suretinse hiç yaşamamışlığım
Aynaların aksinde...
Yoklukla barışmayan ruhum, varlığına inandığı günlerde Araf’ı tanıdı. Sen ne cennet olabiliyordun ne de cehennem. Bir boşluk hülyasında sendeliyordun. Sendeliyordum seninle. Ne dokunabiliyorduk ne de yanabiliyorduk ellerimiz de...
Rüyalarımda gördüklerim, aynadaki ters iz düşümleri gibiydi. Seni tanımıyordum Aşk’ı görüyordum. Yaklaştıkça sana... Sana yaklaştıkça biraz daha yabancı oluyordum.
Gecenin en muladi noktasında, kendimden yitiyor, sana doğamıyorken senin Araf’ında kayboluyordum...
Bizimkisi suretsiz bir aşk’tı. Araf ‘a sıkışan ruhların ruhların tecellisi gibi. Cennet ile müjdelenen iki yüreğin,
Nasıl olurda bir birini tanımamaları gibi...
Sen beni, ben seni sende tanımıyorduk.
Tanıdığımda ise Aşk’ın vazgeçmek olduğunu hatırlamak bana düştü...
Sen kendini karanlık olarak nitelerdin. Bense Aydınlığında, yürüyordum senin. Aramızda ki yabancılık böyle başladı.
Sen ben de seni, ben de sen de beni görmüyorduk.
Aynalar yalancı, Araf ise gerçekti bize...
Gerçeklikle, olmayışının arasında beliren farkın en iyi tarifi Araf yeri olurdu.
Adının anlamına Cennet manasını uyak düştüğüm günler henüz eskimemişken, senin Araf’ın; içimde ki adının anlamını kapladı. Yitirdiğim bendim, senin adının anlamı ile birlikte...
Susmalarının ardında saklanan Araf aslında seni yansıtmıyordu. Ben sen de Aşk’ı görüyordum. Aşk varsa Araf olamazdı. Bunu fark ettiğim de ise bana Aşk’ın vazgeçilmezi olan (vaz) geçmeği kabullenmek kaldı...
Sen yoktun sende. Benim tanıdığım adına Cenneti uyak düştüğüm sen yoktun. Sen Araf’tın ben de artık.
Ben ise sen de kendini yitiren Mecnun. Senin Araf’ında toprak olmayı bekleyen.
Şimdi biz; bir birini tanıdığı kadar birbirine yabancı iki Âşık, İki insan iki Adı konulmamış bir duyguyuz.
Ben Aşk’ı kuşanırken, sen Araf’ında kayboluyordun. Kuşandığım sevdamın ucu ulaşmıyordu sana.
Ben sana gül bahçesi vaat etmemiş olmamama “rağmen” canımdan ektiğim tohumları çıkardın sen...
Aşk’tım
Âşık’tım
(Vaz) geçebilirdim
Geçtim...
Mehmed Asım
25/04—05/05 2005
İstanbul
Âşık’tım
(vaz) geçebilirdim
Geçtim.
Gitmelere dönüyordum,
Nice seller götürüyordu
Yaşanmışlıklarımı beraberinde.
Bir ana sığdırdığım,
Bin ömür hayatım.
Vazgeçmek aşkın kendisiydi,
Ben seni değil
Aşkı sevmiş,
Vazgeçmeyi kabullenmiştim...
Şimdi güncemde bana kalan
Sensiz yokluk
İçimde eriyen,
İçimi eriten,
İçimi sarsan,
Senden bana kalan bir ömürlük alıntılar...
Ben seni, kimseler olmadığı için değil, kimse olamadığın için sevdim. Aşkı en mutena yerimde yoklayıp, sana yürümeyi yeni öğrenen bebekler gibi düşe kalka geldim.
Ellerimden tutmaya bilirdin.
Beni sevmeye bilirdin.
İçinde bana akan teninin adını “aşk” koymaya bilirdin ki sen yine bilirdin her şeyi bildiğin gibi...
Sen beni gizli seviyordun, bense en aşikârlığındaydım sevdamın. Vazgeçmelerin bana düşeceğini nerden bilebilirdim? .
Bu senden kaçmak değil, bu içimde yitirdiğim kendimdendir. Çünkü ben sana, gelmekle tüm bildiğim, öğrendiğim beni ben eden her şeyden vazgeçerek geldim. Ben sana gelirken kendimden geçtim.
Aşk için şimdi senden geçiyorum. Bir ömrü bir lahza ya sığdırarak kendimi, senli düşlerin en törpüsüz yerine itiyorum. Her uykuya dalışımda törpülenmeyen yanlarının yüreğime, tenime takılıp acıtsın diye...
Sen adını bana acı ile öğreten kadın...
Adını biliyorum
Adını öğrendim
Adın Aşk...
Suretinse bir yokluk.
Suretinse unutulmaya mahkûm
Suretinse hiç yaşamamışlığım
Aynaların aksinde...
Yoklukla barışmayan ruhum, varlığına inandığı günlerde Araf’ı tanıdı. Sen ne cennet olabiliyordun ne de cehennem. Bir boşluk hülyasında sendeliyordun. Sendeliyordum seninle. Ne dokunabiliyorduk ne de yanabiliyorduk ellerimiz de...
Rüyalarımda gördüklerim, aynadaki ters iz düşümleri gibiydi. Seni tanımıyordum Aşk’ı görüyordum. Yaklaştıkça sana... Sana yaklaştıkça biraz daha yabancı oluyordum.
Gecenin en muladi noktasında, kendimden yitiyor, sana doğamıyorken senin Araf’ında kayboluyordum...
Bizimkisi suretsiz bir aşk’tı. Araf ‘a sıkışan ruhların ruhların tecellisi gibi. Cennet ile müjdelenen iki yüreğin,
Nasıl olurda bir birini tanımamaları gibi...
Sen beni, ben seni sende tanımıyorduk.
Tanıdığımda ise Aşk’ın vazgeçmek olduğunu hatırlamak bana düştü...
Sen kendini karanlık olarak nitelerdin. Bense Aydınlığında, yürüyordum senin. Aramızda ki yabancılık böyle başladı.
Sen ben de seni, ben de sen de beni görmüyorduk.
Aynalar yalancı, Araf ise gerçekti bize...
Gerçeklikle, olmayışının arasında beliren farkın en iyi tarifi Araf yeri olurdu.
Adının anlamına Cennet manasını uyak düştüğüm günler henüz eskimemişken, senin Araf’ın; içimde ki adının anlamını kapladı. Yitirdiğim bendim, senin adının anlamı ile birlikte...
Susmalarının ardında saklanan Araf aslında seni yansıtmıyordu. Ben sen de Aşk’ı görüyordum. Aşk varsa Araf olamazdı. Bunu fark ettiğim de ise bana Aşk’ın vazgeçilmezi olan (vaz) geçmeği kabullenmek kaldı...
Sen yoktun sende. Benim tanıdığım adına Cenneti uyak düştüğüm sen yoktun. Sen Araf’tın ben de artık.
Ben ise sen de kendini yitiren Mecnun. Senin Araf’ında toprak olmayı bekleyen.
Şimdi biz; bir birini tanıdığı kadar birbirine yabancı iki Âşık, İki insan iki Adı konulmamış bir duyguyuz.
Ben Aşk’ı kuşanırken, sen Araf’ında kayboluyordun. Kuşandığım sevdamın ucu ulaşmıyordu sana.
Ben sana gül bahçesi vaat etmemiş olmamama “rağmen” canımdan ektiğim tohumları çıkardın sen...
Aşk’tım
Âşık’tım
(Vaz) geçebilirdim
Geçtim...
Mehmed Asım
25/04—05/05 2005
İstanbul
20 Mart 2009 Cuma
Aynanın Karşısında Tek Sen Güzelsin
İçimden nehirler akarken, yatağına saplanan avaz avaz feryatlardan geçtim.
Beynimin içindeki soru işaretlerini kovalıyor noktalar. Her nokta yeni bir başlangıç ise, bu öykünün sonu nerede sevgili? Hani o içinden tren rayları geçen şehirde, o sahil kenarı şehirde, hani o sadece bilmesi gerekenlerin bildiği şehirde, göğsünden koparıp şiiri, ellerimin arasına bıraktığından beri, beynimi kemiriyor soru işaretleri... Bende bunu söylüyorum. Kovalıyor beni içinde sen olan soru cümleleri...
Ya nehirler sevgili?
Nerede tükenecekler...
Kaybolmuş yataklar... Hangi nehir aktı ise içine yok olan bir düşün semasına, zahir ve batin arasında kelamın zevaline şahit mi olmuş olmalı? Dökülürken nehirler yataklarına, şimdi bu yokluk güncesi neden? Hani o şehrin surlarına çarpan kalbin bir kuş gibi kanatlanırken, şimdi kuşların kanatlarına yazılan bu ağıdın notalarını hangi yağmur besteliyor sevgili?
Ellerim... Kalem tutan ellerim. Ellerim silah tutan ellerim... Ellerim senin ellerinde olan bir ayrılığın parmak izlerini taşıyor. Ve her aşkımın katili oluyorsun sevda güncemde. Kimi sevsem sen öldürüyorsun benim ellerimle...
İçimden nehirler akarken, yatağına saplanan avaz avaz feryatlardan geçtim.
Kimse bilmezken ayrılığı, kimse görmezken hüznü, duyguların kutsaliyetine and vurup, gökten ellerimle yıldızları düşürdüm. Şimdi kendi yatağına doğru akamayan coşkun nehirlerin sesini dinliyorum bu ağustos akşamında...
Sen suskun düşlerini betimle sevgili. Ellerinden tut sevdanın.
Aynanın karşında tek sen güzelsin.
Beynimin içindeki soru işaretlerini kovalıyor noktalar. Her nokta yeni bir başlangıç ise, bu öykünün sonu nerede sevgili? Hani o içinden tren rayları geçen şehirde, o sahil kenarı şehirde, hani o sadece bilmesi gerekenlerin bildiği şehirde, göğsünden koparıp şiiri, ellerimin arasına bıraktığından beri, beynimi kemiriyor soru işaretleri... Bende bunu söylüyorum. Kovalıyor beni içinde sen olan soru cümleleri...
Ya nehirler sevgili?
Nerede tükenecekler...
Kaybolmuş yataklar... Hangi nehir aktı ise içine yok olan bir düşün semasına, zahir ve batin arasında kelamın zevaline şahit mi olmuş olmalı? Dökülürken nehirler yataklarına, şimdi bu yokluk güncesi neden? Hani o şehrin surlarına çarpan kalbin bir kuş gibi kanatlanırken, şimdi kuşların kanatlarına yazılan bu ağıdın notalarını hangi yağmur besteliyor sevgili?
Ellerim... Kalem tutan ellerim. Ellerim silah tutan ellerim... Ellerim senin ellerinde olan bir ayrılığın parmak izlerini taşıyor. Ve her aşkımın katili oluyorsun sevda güncemde. Kimi sevsem sen öldürüyorsun benim ellerimle...
İçimden nehirler akarken, yatağına saplanan avaz avaz feryatlardan geçtim.
Kimse bilmezken ayrılığı, kimse görmezken hüznü, duyguların kutsaliyetine and vurup, gökten ellerimle yıldızları düşürdüm. Şimdi kendi yatağına doğru akamayan coşkun nehirlerin sesini dinliyorum bu ağustos akşamında...
Sen suskun düşlerini betimle sevgili. Ellerinden tut sevdanın.
Aynanın karşında tek sen güzelsin.
Sustukça / Susadıkça / Sis / Sus
Sustukça / Susadıkça
Susadıkça yüzün düşer gölgeme
Çölün ortasında sus perdeleri
Ellerin bu kadar uzakta mı olmalı
Üşüyorum
Sesin yabancı milletlerin lehcesi
Sustukça adın düşer yüzüme
Çölün ortasında sis perdeleri.
mehmedasım
yirmisekizaralıkikibinsekiz
yayladan şah'a erme hali.
Susadıkça yüzün düşer gölgeme
Çölün ortasında sus perdeleri
Ellerin bu kadar uzakta mı olmalı
Üşüyorum
Sesin yabancı milletlerin lehcesi
Sustukça adın düşer yüzüme
Çölün ortasında sis perdeleri.
mehmedasım
yirmisekizaralıkikibinsekiz
yayladan şah'a erme hali.
19 Mart 2009 Perşembe
Ey Selahaddin Seni de Sattılar Kudüs'ü de
"Biz onların arasına, kıyamete kadar düşmanlığı ve kini saldık. Ne zaman harp için bir ateş tutuştursalar Allah onu söndürür" (sure_i maide 64)
Gün olur
Denizler karalarda boğulur
Issız sesler çığlık olur şehirde
Andımız bulvarları aşar
Fırtına kopar
Gün vurgun olur
Ve martılar koşar semada.
Taşlar havalanır ebabil raksıyla
Golan tepelerinde düşen ruhumuz
Dirilir gazze sokaklarında.
Filistin bayrak bayrak marş olur
İçimizin suskunluğuna.
Ey insanlık ayağa kalk
Parçalanmış yüzümüz aşkına
Kalk artık ayağa.
Yık üzerine serilen ölü toprağını
Dağlar denizlere
Yıldızlar yeryüzüne karışmadan
İncirin zeytinin yüzü suyu hürmetine kalk ayağa…
Ve sen fethin kutlu sahibi Selahaddin,
Sattılar pazarda seni de Kudüs ‘ü de…
mehmedasım
sıfıryediocakikibindokuz
sözüm var öleceğim rafa sokaklarında.
Gün olur
Denizler karalarda boğulur
Issız sesler çığlık olur şehirde
Andımız bulvarları aşar
Fırtına kopar
Gün vurgun olur
Ve martılar koşar semada.
Taşlar havalanır ebabil raksıyla
Golan tepelerinde düşen ruhumuz
Dirilir gazze sokaklarında.
Filistin bayrak bayrak marş olur
İçimizin suskunluğuna.
Ey insanlık ayağa kalk
Parçalanmış yüzümüz aşkına
Kalk artık ayağa.
Yık üzerine serilen ölü toprağını
Dağlar denizlere
Yıldızlar yeryüzüne karışmadan
İncirin zeytinin yüzü suyu hürmetine kalk ayağa…
Ve sen fethin kutlu sahibi Selahaddin,
Sattılar pazarda seni de Kudüs ‘ü de…
mehmedasım
sıfıryediocakikibindokuz
sözüm var öleceğim rafa sokaklarında.
Nehir Yatağında Kuruyan Darağacı
İsyan takındım yüzüme, aşk kör oldu
Nehirlerin yatağı bu kentte
kalmak ne zor?
Ömrüm kalsın sende
Gözbebeği avuçlarında saklı sırrım...
Bu pus gecenin sabah etmeyen poyrazında
Ali olmak düştü boynumuza…
Çarmıha gerilirde ellerimiz
Bildik çivi de topraktandır.
Darağaçlarını da gördük
Bildik ağaçta topraktandır.
Sevgili
Köz köz olmuş içimiz…
Şimdi
Doksan dokuz ismi vird eder dilimiz
Toz eyler aşk bizi…
Okyanus ötesi bu kentte kalmak
ne zor?..
mehmedasım
eylülikibinsekiz
nehiryatağındabüyüyendarağacı
Nehirlerin yatağı bu kentte
kalmak ne zor?
Ömrüm kalsın sende
Gözbebeği avuçlarında saklı sırrım...
Bu pus gecenin sabah etmeyen poyrazında
Ali olmak düştü boynumuza…
Çarmıha gerilirde ellerimiz
Bildik çivi de topraktandır.
Darağaçlarını da gördük
Bildik ağaçta topraktandır.
Sevgili
Köz köz olmuş içimiz…
Şimdi
Doksan dokuz ismi vird eder dilimiz
Toz eyler aşk bizi…
Okyanus ötesi bu kentte kalmak
ne zor?..
mehmedasım
eylülikibinsekiz
nehiryatağındabüyüyendarağacı
15 Mart 2009 Pazar
Kısıldı Sesim / Okyanus "Yüz"ünden
Avaz avaz gitmelerden geçtim.
Kısıldı sesim.
Okyanus ‘yüz’ünden sustu kalbim.
Kelimeler ne kadar aciz…
Halimi anlatacak derman yok
Ellerimde.
Ellerim senin dününden artık,
Bugününe yazık!..
Şimdi ritmini hissediyorum kalbin
Duracak gibi.
Anlamlandırabilmek için hayatı
Sesimdin sen.
Kısıldı sesim.
Ne zaman gelsem sana
Usunun gölgesinde başka siluetler
Ve ne zaman gitsem senden
İçimde senli “neden”ler.
Gözlerinin ikliminde yağmura,
Tutundum.
Üstüm başım ıslak,
Gitmek için mevsim bahar,
Kalmak için kış.
DUR!
mehmedasım
onbeşmartikibindokuz
avazavazintihar!
12 Mart 2009 Perşembe
Aşk / Hal / Su
Ansızın akla düşer...
Hayır.
Değmemeli nefesin nefesime
Rüzgâr olur
Düşer dudaklarımız vuslatın ateşinde.
Akla düşen ancak sudur.
Kelimeler kifayetsiz.
Ansızın sel olur.
Aşk…
Soruların cehenneminden
Çıktım.
Sırtımda ünlemler.
Virgüller bırakmıyor peşimi,
Her noktada bitiyorum.
Ah bu aşkın imlası bozuk sevgili…
Bak;
Temize çekilmiş bir müsveddeyim ben
Şiirinin ses hali.
Redifler dağılıyor
Mensur nesire bulanıyor,
Notalarım karışıyor.
Şimdi;
Kuyular kuyular kazıyorum,
Gömüyorum iklimleri.
Akla düşen sudur.
Kelimeler kifayetsiz.
Ansızın sel olur.
Aşk…
“Gurbetine düşüyor ne söylesem. Ne yazsam sana benziyor kelimeler. Hangi aynanın önünden geçsem yüzün. Otobüs durakları, şehrin bulvarları, nereye gitsem sen. Ah nasılda bulanıyor kelimeler. Şiirlerin içinden çıkıyorsun. Hikâyelerin içinden kaçıyorsun gözüme. Ben kirpiktir diyorum, yüzümü yıkıyorum, suyun içinden geliyorsun sen. Yağmur tanelerini biriktiriyorum avucumda. Kuşlar gelir diye. Çağ yangınlarını çekiyorum içime. Sen üşüme diye.”
Akla düşen sudur.
Kelimeler kifayetsiz.
Ansızın sel olur.
Aşk…
Mehmedasım
onikimartikibindokuz
ansızınakladüşensudur
Hayır.
Değmemeli nefesin nefesime
Rüzgâr olur
Düşer dudaklarımız vuslatın ateşinde.
Akla düşen ancak sudur.
Kelimeler kifayetsiz.
Ansızın sel olur.
Aşk…
Soruların cehenneminden
Çıktım.
Sırtımda ünlemler.
Virgüller bırakmıyor peşimi,
Her noktada bitiyorum.
Ah bu aşkın imlası bozuk sevgili…
Bak;
Temize çekilmiş bir müsveddeyim ben
Şiirinin ses hali.
Redifler dağılıyor
Mensur nesire bulanıyor,
Notalarım karışıyor.
Şimdi;
Kuyular kuyular kazıyorum,
Gömüyorum iklimleri.
Akla düşen sudur.
Kelimeler kifayetsiz.
Ansızın sel olur.
Aşk…
“Gurbetine düşüyor ne söylesem. Ne yazsam sana benziyor kelimeler. Hangi aynanın önünden geçsem yüzün. Otobüs durakları, şehrin bulvarları, nereye gitsem sen. Ah nasılda bulanıyor kelimeler. Şiirlerin içinden çıkıyorsun. Hikâyelerin içinden kaçıyorsun gözüme. Ben kirpiktir diyorum, yüzümü yıkıyorum, suyun içinden geliyorsun sen. Yağmur tanelerini biriktiriyorum avucumda. Kuşlar gelir diye. Çağ yangınlarını çekiyorum içime. Sen üşüme diye.”
Akla düşen sudur.
Kelimeler kifayetsiz.
Ansızın sel olur.
Aşk…
Mehmedasım
onikimartikibindokuz
ansızınakladüşensudur
Evet / Soruların Cevap Hali
Hal ekini alamayan bütün aşklar kahrolsun.
Evet.
Bütün soru işaretlerini kaldırmalı.
Sessiz sedasız değil
Feryat figan verilmeli cevaplar.
Kelimeler işlemeli kurşun sesinde.
Sensizliğimize.
Kimsesizliğimize.
"Isırdıkça kanayan dudaklar" bir şeyler anlatıyor olmalı.
Göğün kararışı,
Martıların çığlıkları,
Bir şeyleri ifade ediyor olmalı.
Uçurum rengiyle büyürken
“Gök” yüzün,
Hatıralarımın sinsi bir inatla
Hatırlamadığı bir şeyler olmalı.
Oysa bize bırakılan,
Bir çift gözün ufkumuza gerili olan
Kitabın ilk bölümüydü.
Platonik aşklar cehenneminde,
Göğün üstüne düşen gölgenin,
Cennetiydi.
Şimdi.
Koru Kendini.
Aklım ve nefesim yetmiyor
Gecenin Ay çitlerine.
Nice Yunus emziren göğsüm
Yetmiyor senin göğüne.
Bir sigara daha bitiyor.
Kemani çalıyor.
Neyzen derinden üflüyor.
Armoni halinde dakikalar ve saatler
Titrek ve usanmadan.
Utanmadan.
Sana göçüyor.
mehmedasım
dokuzmartikibindokuz
göçtükervankaldıkdağlarbaşında / iki
Evet.
Bütün soru işaretlerini kaldırmalı.
Sessiz sedasız değil
Feryat figan verilmeli cevaplar.
Kelimeler işlemeli kurşun sesinde.
Sensizliğimize.
Kimsesizliğimize.
"Isırdıkça kanayan dudaklar" bir şeyler anlatıyor olmalı.
Göğün kararışı,
Martıların çığlıkları,
Bir şeyleri ifade ediyor olmalı.
Uçurum rengiyle büyürken
“Gök” yüzün,
Hatıralarımın sinsi bir inatla
Hatırlamadığı bir şeyler olmalı.
Oysa bize bırakılan,
Bir çift gözün ufkumuza gerili olan
Kitabın ilk bölümüydü.
Platonik aşklar cehenneminde,
Göğün üstüne düşen gölgenin,
Cennetiydi.
Şimdi.
Koru Kendini.
Aklım ve nefesim yetmiyor
Gecenin Ay çitlerine.
Nice Yunus emziren göğsüm
Yetmiyor senin göğüne.
Bir sigara daha bitiyor.
Kemani çalıyor.
Neyzen derinden üflüyor.
Armoni halinde dakikalar ve saatler
Titrek ve usanmadan.
Utanmadan.
Sana göçüyor.
mehmedasım
dokuzmartikibindokuz
göçtükervankaldıkdağlarbaşında / iki
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)