6 Nisan 2009 Pazartesi

Genç Adamlar Vurulur Şehrin Bulvarlarında

bir şehri özlemek yiğitçe!



Soğuk.
Kelimeler yorgun.
İçimde bin türkü söylenir.
Söylenir durur voltasında adam.
Ne yapsalar boş
İçinde bir can var incinin.




Suskun adamın silueti
Vurgun nöbetleri
Mercan denizin dibinde uyur
Uyur gezer adam voltasında.
Ne yapsalar boş
Kardelenler ölecek, gerçek
.


Küçük bir fotoğraftır yaşam
Ellerimizde büyüyen.
Karanlık odalarında vurulur
Vurulur genç adamlar şehrin bulvarlarında.





mehmedasım
ücnisanikibindokuz
gençadamlargençölür.

26 Mart 2009 Perşembe

Düş Bahçesinin Mahkumu

Öyle öyle yalnız yalnız kaldık biliyor musun....


Ablama...

Demir kapı kanar yüzüne
Ellerinde isli demir
Soğuk duvarlar düşman
Üşümek can acıtır
Canından can alır her an bu gidişler…
Kime baksan yabancıdır
Sesler tuhaf.
Sen o dünyanın dışında gezinirken
İçinde nice hayalî düşler…
Türküler söylenir ardından bilmezsin
Gözyaşları sel olur görmezsin
İçinden bin can gider canlarının hissetmezsin
Nice nehirler taşar gökyüzünden de ıslanmazsın sen…




“Sensiz geçmiyor bu günler biliyor musun
Yüreğine beni, beni soruyor musun
Öyle yalnız, yalnız kaldım biliyor musun
Türküler söyledim sana duyuyor musun
Yıllar oldu oralardan çıkamıyorsun
Bağlanmış elin ayağın kaçamıyorsun.

Bir kuş oldun gökyüzünde, uçamadın sen
Nehir oldun ırmak oldun, taşamadın sen
Çocuk oldun sokaklarda, oynamadın sen
Doğdun da büyüdün ama yaşamadın sen
Yıllar oldu oralardan çıkamıyorsun
Bağlanmış elin ayağın kaçamıyorsun” Ahmet Kaya
.



mehmedasım
yirmialtımartikibindokuz
evet isyan bu abla...

23 Mart 2009 Pazartesi

Hiç Bir Şey / Güvercin Olamayan Kadının Şarkısı

Hiçbir şey
Kesiliyor kelimeler
Adımın gözlerindeki hapsi
Zamansız aklıma düşen sesler
İçimde düne ait vurgun düşlerin
Ah hiç vaktin olmadı güvercin olmaya
Ne zaman kanat çırpsan ilk sen düşersin.


Hiçbir şey

Yok.





mehmedasım
martyirmiikiikibindokuz
hiçbirşey

Hiç Bir Şey / Güvercin Olamayan Kadının Şarkısı

Hiçbir şey
Kesiliyor kelimeler
Adımın gözlerindeki hapsi
Zamansız aklıma düşen sesler
İçimde düne ait vurgun düşlerin
Ah hiç vaktin olmadı güvercin olmaya
Ne zaman kanat çırpsan ilk sen düşersin.


Hiçbir şey

Yok.





mehmedasım
martyirmiikiikibindokuz
hiçbirşey

Aşk'tım Vazgeçtim...

Aşk’tım
Âşık’tım
(vaz) geçebilirdim
Geçtim.



Gitmelere dönüyordum,
Nice seller götürüyordu
Yaşanmışlıklarımı beraberinde.
Bir ana sığdırdığım,
Bin ömür hayatım.
Vazgeçmek aşkın kendisiydi,
Ben seni değil
Aşkı sevmiş,
Vazgeçmeyi kabullenmiştim...
Şimdi güncemde bana kalan
Sensiz yokluk
İçimde eriyen,
İçimi eriten,
İçimi sarsan,
Senden bana kalan bir ömürlük alıntılar...
Ben seni, kimseler olmadığı için değil, kimse olamadığın için sevdim. Aşkı en mutena yerimde yoklayıp, sana yürümeyi yeni öğrenen bebekler gibi düşe kalka geldim.
Ellerimden tutmaya bilirdin.
Beni sevmeye bilirdin.
İçinde bana akan teninin adını “aşk” koymaya bilirdin ki sen yine bilirdin her şeyi bildiğin gibi...

Sen beni gizli seviyordun, bense en aşikârlığındaydım sevdamın. Vazgeçmelerin bana düşeceğini nerden bilebilirdim? .
Bu senden kaçmak değil, bu içimde yitirdiğim kendimdendir. Çünkü ben sana, gelmekle tüm bildiğim, öğrendiğim beni ben eden her şeyden vazgeçerek geldim. Ben sana gelirken kendimden geçtim.
Aşk için şimdi senden geçiyorum. Bir ömrü bir lahza ya sığdırarak kendimi, senli düşlerin en törpüsüz yerine itiyorum. Her uykuya dalışımda törpülenmeyen yanlarının yüreğime, tenime takılıp acıtsın diye...

Sen adını bana acı ile öğreten kadın...
Adını biliyorum
Adını öğrendim
Adın Aşk...

Suretinse bir yokluk.
Suretinse unutulmaya mahkûm
Suretinse hiç yaşamamışlığım
Aynaların aksinde...

Yoklukla barışmayan ruhum, varlığına inandığı günlerde Araf’ı tanıdı. Sen ne cennet olabiliyordun ne de cehennem. Bir boşluk hülyasında sendeliyordun. Sendeliyordum seninle. Ne dokunabiliyorduk ne de yanabiliyorduk ellerimiz de...
Rüyalarımda gördüklerim, aynadaki ters iz düşümleri gibiydi. Seni tanımıyordum Aşk’ı görüyordum. Yaklaştıkça sana... Sana yaklaştıkça biraz daha yabancı oluyordum.
Gecenin en muladi noktasında, kendimden yitiyor, sana doğamıyorken senin Araf’ında kayboluyordum...

Bizimkisi suretsiz bir aşk’tı. Araf ‘a sıkışan ruhların ruhların tecellisi gibi. Cennet ile müjdelenen iki yüreğin,
Nasıl olurda bir birini tanımamaları gibi...
Sen beni, ben seni sende tanımıyorduk.
Tanıdığımda ise Aşk’ın vazgeçmek olduğunu hatırlamak bana düştü...

Sen kendini karanlık olarak nitelerdin. Bense Aydınlığında, yürüyordum senin. Aramızda ki yabancılık böyle başladı.
Sen ben de seni, ben de sen de beni görmüyorduk.
Aynalar yalancı, Araf ise gerçekti bize...
Gerçeklikle, olmayışının arasında beliren farkın en iyi tarifi Araf yeri olurdu.
Adının anlamına Cennet manasını uyak düştüğüm günler henüz eskimemişken, senin Araf’ın; içimde ki adının anlamını kapladı. Yitirdiğim bendim, senin adının anlamı ile birlikte...

Susmalarının ardında saklanan Araf aslında seni yansıtmıyordu. Ben sen de Aşk’ı görüyordum. Aşk varsa Araf olamazdı. Bunu fark ettiğim de ise bana Aşk’ın vazgeçilmezi olan (vaz) geçmeği kabullenmek kaldı...
Sen yoktun sende. Benim tanıdığım adına Cenneti uyak düştüğüm sen yoktun. Sen Araf’tın ben de artık.
Ben ise sen de kendini yitiren Mecnun. Senin Araf’ında toprak olmayı bekleyen.

Şimdi biz; bir birini tanıdığı kadar birbirine yabancı iki Âşık, İki insan iki Adı konulmamış bir duyguyuz.
Ben Aşk’ı kuşanırken, sen Araf’ında kayboluyordun. Kuşandığım sevdamın ucu ulaşmıyordu sana.
Ben sana gül bahçesi vaat etmemiş olmamama “rağmen” canımdan ektiğim tohumları çıkardın sen...

Aşk’tım
Âşık’tım
(Vaz) geçebilirdim
Geçtim...




Mehmed Asım
25/04—05/05 2005
İstanbul

20 Mart 2009 Cuma

Aynanın Karşısında Tek Sen Güzelsin

İçimden nehirler akarken, yatağına saplanan avaz avaz feryatlardan geçtim.


Beynimin içindeki soru işaretlerini kovalıyor noktalar. Her nokta yeni bir başlangıç ise, bu öykünün sonu nerede sevgili? Hani o içinden tren rayları geçen şehirde, o sahil kenarı şehirde, hani o sadece bilmesi gerekenlerin bildiği şehirde, göğsünden koparıp şiiri, ellerimin arasına bıraktığından beri, beynimi kemiriyor soru işaretleri... Bende bunu söylüyorum. Kovalıyor beni içinde sen olan soru cümleleri...

Ya nehirler sevgili?
Nerede tükenecekler...

Kaybolmuş yataklar... Hangi nehir aktı ise içine yok olan bir düşün semasına, zahir ve batin arasında kelamın zevaline şahit mi olmuş olmalı? Dökülürken nehirler yataklarına, şimdi bu yokluk güncesi neden? Hani o şehrin surlarına çarpan kalbin bir kuş gibi kanatlanırken, şimdi kuşların kanatlarına yazılan bu ağıdın notalarını hangi yağmur besteliyor sevgili?

Ellerim... Kalem tutan ellerim. Ellerim silah tutan ellerim... Ellerim senin ellerinde olan bir ayrılığın parmak izlerini taşıyor. Ve her aşkımın katili oluyorsun sevda güncemde. Kimi sevsem sen öldürüyorsun benim ellerimle...

İçimden nehirler akarken, yatağına saplanan avaz avaz feryatlardan geçtim.

Kimse bilmezken ayrılığı, kimse görmezken hüznü, duyguların kutsaliyetine and vurup, gökten ellerimle yıldızları düşürdüm. Şimdi kendi yatağına doğru akamayan coşkun nehirlerin sesini dinliyorum bu ağustos akşamında...

Sen suskun düşlerini betimle sevgili. Ellerinden tut sevdanın.

Aynanın karşında tek sen güzelsin.

Sustukça / Susadıkça / Sis / Sus

Sustukça / Susadıkça


Susadıkça yüzün düşer gölgeme
Çölün ortasında sus perdeleri
Ellerin bu kadar uzakta mı olmalı
Üşüyorum
Sesin yabancı milletlerin lehcesi
Sustukça adın düşer yüzüme
Çölün ortasında sis perdeleri.





mehmedasım
yirmisekizaralıkikibinsekiz

yayladan şah'a erme hali.