29 Mayıs 2007 Salı

kuyu, yusuf, gomlek, ihanet,agir roman ve bilekler

Bölüm 19

Sonra oturup düşüneceğiz bütün bu olanları…
Kuyular kuyular kazdık…


İlginçtir yine ölemedim.daha neyi bekliyorum ki.hangi umudun benim elimden tutucağını bilemezken, acıklı şarkılar gibi bakarken sözlerime,şehirler ve hastaneler dar gelirken ruhumun ızdırabına, bir otel odasından siren sesleriyle bilmem hangi şehrin bilmem hangi devlet hastanesinin kardiyoloji servisin de iken gelmiş olmalısın…bilmediğim o kadar çok şeyin arasında o kadar çok yolun arasında o kadar çok olmayan zamanımın arasında aslında suretin dönüşmüşken eski bir anıya,aslında acın hala taze bir küf kokusu iken dimağım da,yeni bir bahara yeni bir aşk la başlamışken,rahmetine sığınırken yağmurları yağdırınanın,gelmiş olmalısın
Menekşeleri anlatıyorum anlatmam gerekenlere.onları su değil aşk büyütür diyorum.diyorum çünkü biliyorum.kocaman, güçlü bir kalbi var derlerdi benim için…öyle değilmiş bunu anladım bu şehrin en sessiz gecesinde…
Şimdi yine sınırları aşılmış bir aşkın ortasında duruyorum.susuyorum.susmalar beni yaşatıyor belki de.kalbim de ince bir ağrı sol koluma vuran sırtıma vuran…doktor küfr ediyor ben 3 paket sigara içiyorum…
Sevgili (m) bana daha çok kızıyor bu yüzden.
Bu yüzden bilmiyor “içiyorsam sebebi var”
Hesapsız yürüyorum yine.buluyorum kendimi hesapsızlıklar içinde.plan yapmak bana göre değil.programlayamıyorum ne yarını ne bugünü ne de şimdiyi…
Denize yakın bir kentteyim.kentlerin en eskisinde.bir zamanlar simeranya dedikleri yerde….
Dün mostar dan geçerken saraybosna da aklıma geldin…dün derken hangi dün bilmiyorum.tarihler karışıyor…
Biliyorum.
Adın neydi
Adını koyan kimdi
Hep hatırlıyorum.seni yok saymak sana en büyük hakaret olsa gerek.varlığını biliyorum ve iman ediyorum.
Yazılar yazgılar ve yazılmışlar…sahte gülücükler biriktirmeyi öğrettim yüzüme.duygularımın harabetine rağmen birilerine duygu teslimi yapmayı öğrendim.
Ah dünya diyorum yine.
Bilerek buraların adamı olmadığımı, olamadığımı gitmeye hazırlanıyorum bu kez son kez…
Eyvallah vesselam…

26 Nisan 2007 Perşembe

Uzun soluklu cizgilerden sonra gelen kanamalar ve intihar

sustu m
içim e kusan öfkelere inat
sustu m
şimdi sen kimbilir hangi iklimde
hangi yalaz rüzgar savrumundasın?
sus ma!

sus tu şehrin aynaları
yıkıldı içinde boğulduğum karanlıklar
baharı müjdelerken düştü düş ler

ama sen sus ma

ki____________________ağrılarım geçmedi.




bırak

ak____________sın

kaleme ve kağıda and olsun

şiirler düşmeden bir gece evvel
asacağım kendimi kelimelerin boşluğunda
in__tihar mı?

bırak

ak______(ne olur)___sın

kanım

19 Nisan 2007 Perşembe

Olumden Baska Silahim Yok

şafak vakitlerini
nice demir yığınının
üzerinden geçip
kan rengi acılarımdan kurtulup
Aydınlık bir gün doğdu ellerime...
polisten,bekçilerden,beylerden,paşalardan
ve zalim duvarları aşıp
yeni intifadalara uyandım
beni iyi tanıyın
ben kudusüm.....

cellatlara teslim olan halkıma
tank paletleri
buldozerler altında ezilen halkıma
kendi kanımdan verip
zalimlere hedef oldum
merttim yürekliydim.....
döne döne ondört kez vuruldum
beni iyi tanıyın
ben tarihin kanayan
yüreğiyim....

bilmiyordum
düşmanımın namert olduğunu
ölümden başka silahım yoktu....

ey sevgili
Aksa'm
şimdi yiğitlerin
uzak illerin en
güzelinde
rahat uyu anne
yiğidin şehitlerin yanında
cennette....

ve sizler...
renkli net televizyonlarızda
iyi seyredin her akşam
filistinli bir çocuk
gögsü kalbura cevrilmiş halde
kılınız kıpırdamasın
onca demokrasi
havariliği içinde
ve o neciz demeclerinizi
verin..

sizler
ölüme bir anlam verin...

Bendim Gözlerindeki Ölü Duruşların Sureti

Yorgun Ölümlerin,
Yarım kalmışlığıyla
Bakma yüzüme!
İçimde hala direşiyor
Umuda büyüttüğüm
İçimin sensizliği ört pas eden yanları
Ne kadar uzak diyorum,
Ne kadar uzak mesafeler ikimizin göğüne,
Hilali var kılabilmek için…
Senin yıldızların gizlenmekte,
Puslu bahardan kalma
Bir bulut için
Tüm iklimler gibi,
Silinmekte göğümüzden…
Benim yıldızlarım ise sevgili,
Düşmekte göğümden...
Toplu bir intihar şimdi,
Gece vakitlerim.
Her sabah bin afakan,
Silkiyorum omuzlarımdan.
Gecenin çığlıkları birikiyor başucumda
Yastığım da, başını koyup
Uzun, uzun ağlamaların izleri...

Omzuma dokunacak bir el
Arıyorum ki böleyim
İçimdeki bu bin depremle
Yıkılmaz acıyı…
Sen böyle ölü bir ceset gibi dururken karşımda,
Kendimi nasıl çekip alabilirim
Yaşamak uğruna, başımı
Her gün duvarlarına,
Vurduğum, bu içimdeki,
Anlamsız “sen kafeslerinden”
Ne kadar küçüldü varlığım
Bir bilebilsen...

Her gün milyon tane sen
Gömmekten unuttum yaşamaların,
Çığırtkanlığını, sesimi, cismimi
Unuttum yar.
Varlığımı hiçe sayıp
Kendimi bir “sen” yaşamaya
Terk ettim!

Kendimi böylesine seni yaşamaya,
Mahkûm etmişken
Ne kaldı geriye yaşadığım
Senli günlerden
Gözlerim ve yüreğim bir cesedi
Andırıyorken…






'saçlarıma rüzgar değdi, tenin gibi tenin gibi'



Mehmet Asım

Unutulan

gün gecer zaman olur ellerimizden uçan...
mor renkli dağlarımdır
sevdiğim lacivert sabahlara kuşandığım sevda...
şimdi unutulmuşları oynuyor
hayallerim
iyi olmak
iyi olmak
hani nerede nerde ellerimdeki umut...


Mehmet Asım

Bir Sabah Duası

Yasemen, fesleğen ve leylak...
Ne olur bir sabah Kavgasız, döğüşsüz uyansak.
Bir sabahta uyandığımız da
Gözlerimizin, Kaçak ıslaklığı olmasa.
Ne olur bir sabah uyandığımızda
Bombalanmasa Bağdat...
Yağmur kokusu sinmiş olsa
Şehrin üstüne Bizi kokular uyandırsa...
Yasemen, fesleğen ve leylak....

Mehmed Asım

Kalkıp gitmek vardı diyordum...

Yoksul hüzünler taşıyorum.
En munis yerinde gönlümün...
Alıyorum yanıma, her ömür virajından gecerken,
Kırmızı sandığım o eski mahalle
Bakkalından,
Aşk denilen
Alacakaranlığı...

Kalkıp gitmek vardı diyordum...

Gitmelere yorgun gönlüm şimdi...
Kalmalara yoksun.
Ben öznesini yitirmiş iç ülkemin,
Kendi bilinmezliğinde
Sürüklenirken
Alacakaranlık bir gökkuşağına tutundum.
Ellerim ıslak...


Mehmet Asım