Bir dakika…
Yeni bir yazının başındayım. Nefesin şimdi değmemeli nefesime…
İçimden katar katar sürükleniyor geçmişin acı tanışıklıkları. Ne bıçak izleri ne kurşun yaraları acıyor içim de… Bir yerlerde bıraktığım içim kanıyor benden habersiz. .
Hep düşlerden bahserdi o çocuk… Saçları dağılırdı düştüğünde her defasında. Ayaklarına batan filizleri bir başka severdi her düşün de…
Dur… Vurmasın nefesin şimdi nefesime…
Şafak vakitleri, nice demir yığınından sıyrılıp, tüm acınmışlıklarımı sana bırakıp o gece, tankların buldozerlerin, mitralyözlerin arasından on dört kez vurularak uyandım o uykudan. Günaydın demeden kararmıştı gökyüzünün alacalığı. Oysa rüyaları kan bozuyordu…
Neylersin ki, adın yazılmış bu gök kubbe de adıma. Kapılar kapanmış yüzümüze. Adımızın harflerinden aşk sızmış ince ince, şehirler bizi terk etmiş neylersin…
Dün gece ben yazdım bu yazıyı. Farkındayım kelimelerimin arasından doğuruyorum seni, her defasında. Her defasın da yeniden öldürüyorum seni. Elde silah neylersin…
Karanlık kapılar, sevişmez hiçbir beden izlerken gözler
ruhunun aksini hangi düşte yitirdin bilmem ama
yoksun işte neylersin…
28 Temmuz 2007 Cumartesi
9 Temmuz 2007 Pazartesi
Yusuf Olamayan Adam
“ben mahşerini içinde taşıyan kâtipler zümresine aidim”
Kuşlar bu kentin üstünden uçalı beri, yüzümde ekim hüznü görülmekte. Suskun çınarların ağulu bakışları ardından kelimeler düşerken gölgeme, şiirlerin nakş oluyordu, tüm bildiğim aşk betimlerine.
Zaman ne kadar da acımasızdı değil mi? Ne kadar fütursuz…
Yalaz rüzgârların savurduğu gözlerime, sen mi dokundun ey sevgili? Bu yaşlar neden bu kadar ateşli…
İçimin topraklarını işgale yeltenmişken fıratın diclenin ötesinden kan pınarları oluk oluk akarken, gitmeler adımın anlamını kuşatırken, şimdi sen sevgili ki tek sevgili dediğim, durmuş kanlı gömleğimi uzatıyorsun...
Ben Yusuf olamadım ey sevgili… Bilmiyor musun? Yürüyorum şimdi.
Sevdan boynuma yaftalanmış bir urgan… Ellerim soğuk metal de. Gözüm tetikte. Ölüm ne ki sevgili…
Ben mahşerimi içimde taşıyorum şimdi. Kâtiplik arzu halden başka bir şey değil. Susmaların sonunu kim bilebilir kim…
Gözyaşlarımdan bir toprak büyütüyorum sevgili. Vatan dediğin yüzümde… Bilesin unutmadım seni…
mehmed asım.
uzak ülkenin yamacın da
Kuşlar bu kentin üstünden uçalı beri, yüzümde ekim hüznü görülmekte. Suskun çınarların ağulu bakışları ardından kelimeler düşerken gölgeme, şiirlerin nakş oluyordu, tüm bildiğim aşk betimlerine.
Zaman ne kadar da acımasızdı değil mi? Ne kadar fütursuz…
Yalaz rüzgârların savurduğu gözlerime, sen mi dokundun ey sevgili? Bu yaşlar neden bu kadar ateşli…
İçimin topraklarını işgale yeltenmişken fıratın diclenin ötesinden kan pınarları oluk oluk akarken, gitmeler adımın anlamını kuşatırken, şimdi sen sevgili ki tek sevgili dediğim, durmuş kanlı gömleğimi uzatıyorsun...
Ben Yusuf olamadım ey sevgili… Bilmiyor musun? Yürüyorum şimdi.
Sevdan boynuma yaftalanmış bir urgan… Ellerim soğuk metal de. Gözüm tetikte. Ölüm ne ki sevgili…
Ben mahşerimi içimde taşıyorum şimdi. Kâtiplik arzu halden başka bir şey değil. Susmaların sonunu kim bilebilir kim…
Gözyaşlarımdan bir toprak büyütüyorum sevgili. Vatan dediğin yüzümde… Bilesin unutmadım seni…
mehmed asım.
uzak ülkenin yamacın da
O Günlerde...
kızmasın kimse(cik)ler yine yazacağım geçmiş_i ahvalimi...
uykusuz dönen kaçışlarımdan sonra(yatılı okuldan) ellerimde biten gülleri bilirdim ve yüzümde büyüyen mor aynalarımı...toplumun ve zamanın baskısını çekerken sineme,çocukluğumun gözyaşlarımla beraber tükeneceğini bilemezdim...bilemezdim o mülayim çehremin asi bir rüzgara dönüşebileceğini...bilemezdim,bilmiyordum,çocuktum,masumdum...
Geceleri,karabasan eller dolaşırdı rüyalarımda...sığınırdım dost bildiğim yorganımın altına...o zaman anlamıştım yanlızlığımın doğuştan boynuma asılan bir yafta olduğunu...
gölgelerimin peşinde gezen,ergenlik şarkılarıma rağmen;inatla çocuk oluyordum...
Yeşiline küs gözlerle bakıyordum hayata...hayat namelerini en acıklı notalarla diziyordu boğazıma.Tıkanıyor,okuyamıyor,söyleyemiyordum...
Umud bizim sınıfa uğramazdı...Uğramazdı gözlerinde sevgi görebileceğimiz insanlar...o kadar kin o kadar nefret o kadar acı,acı,acı...
Nedensiz susmalar biriktirdim güncelerimde...
Bilirdim uykusuz sabahların,hep bir devinimle döneceğini ertesi geceye...
Umudsuzluğu öğrendim o günlerde...o günler de aslında huzurun ve umudun bize vaad edilen sahte düşlemeler olduğunu öğrendim...
o günler dilime bir cümle takıldı ve yaşım daha 16...
"burası dünya ve ben çok sıkıldım"...
mehmed asım
08/07/06
adana
istanbul
erzurum
istanbul...
uykusuz dönen kaçışlarımdan sonra(yatılı okuldan) ellerimde biten gülleri bilirdim ve yüzümde büyüyen mor aynalarımı...toplumun ve zamanın baskısını çekerken sineme,çocukluğumun gözyaşlarımla beraber tükeneceğini bilemezdim...bilemezdim o mülayim çehremin asi bir rüzgara dönüşebileceğini...bilemezdim,bilmiyordum,çocuktum,masumdum...
Geceleri,karabasan eller dolaşırdı rüyalarımda...sığınırdım dost bildiğim yorganımın altına...o zaman anlamıştım yanlızlığımın doğuştan boynuma asılan bir yafta olduğunu...
gölgelerimin peşinde gezen,ergenlik şarkılarıma rağmen;inatla çocuk oluyordum...
Yeşiline küs gözlerle bakıyordum hayata...hayat namelerini en acıklı notalarla diziyordu boğazıma.Tıkanıyor,okuyamıyor,söyleyemiyordum...
Umud bizim sınıfa uğramazdı...Uğramazdı gözlerinde sevgi görebileceğimiz insanlar...o kadar kin o kadar nefret o kadar acı,acı,acı...
Nedensiz susmalar biriktirdim güncelerimde...
Bilirdim uykusuz sabahların,hep bir devinimle döneceğini ertesi geceye...
Umudsuzluğu öğrendim o günlerde...o günler de aslında huzurun ve umudun bize vaad edilen sahte düşlemeler olduğunu öğrendim...
o günler dilime bir cümle takıldı ve yaşım daha 16...
"burası dünya ve ben çok sıkıldım"...
mehmed asım
08/07/06
adana
istanbul
erzurum
istanbul...
O günlerde...
kızmasın kimse(cik)ler yine yazacağım geçmiş_i ahvalimi...
uykusuz dönen kaçışlarımdan sonra(yatılı okuldan) ellerimde biten gülleri bilirdim ve yüzümde büyüyen mor aynalarımı...toplumun ve zamanın baskısını çekerken sineme,çocukluğumun gözyaşlarımla beraber tükeneceğini bilemezdim...bilemezdim o mülayim çehremin asi bir rüzgara dönüşebileceğini...bilemezdim,bilmiyordum,çocuktum,masumdum...
Geceleri,karabasan eller dolaşırdı rüyalarımda...sığınırdım dost bildiğim yorganımın altına...o zaman anlamıştım yanlızlığımın doğuştan boynuma asılan bir yafta olduğunu...
gölgelerimin peşinde gezen,ergenlik şarkılarıma rağmen;inatla çocuk oluyordum...
Yeşiline küs gözlerle bakıyordum hayata...hayat namelerini en acıklı notalarla diziyordu boğazıma.Tıkanıyor,okuyamıyor,söyleyemiyordum...
Umud bizim sınıfa uğramazdı...Uğramazdı gözlerinde sevgi görebileceğimiz insanlar...o kadar kin o kadar nefret o kadar acı,acı,acı...
Nedensiz susmalar biriktirdim güncelerimde...
Bilirdim uykusuz sabahların,hep bir devinimle döneceğini ertesi geceye...
Umudsuzluğu öğrendim o günlerde...o günler de aslında huzurun ve umudun bize vaad edilen sahte düşlemeler olduğunu öğrendim...
o günler dilime bir cümle takıldı ve yaşım daha 16...
"burası dünya ve ben çok sıkıldım"...
mehmed asım
08/07/06
adana
istanbul
erzurum
istanbul...
uykusuz dönen kaçışlarımdan sonra(yatılı okuldan) ellerimde biten gülleri bilirdim ve yüzümde büyüyen mor aynalarımı...toplumun ve zamanın baskısını çekerken sineme,çocukluğumun gözyaşlarımla beraber tükeneceğini bilemezdim...bilemezdim o mülayim çehremin asi bir rüzgara dönüşebileceğini...bilemezdim,bilmiyordum,çocuktum,masumdum...
Geceleri,karabasan eller dolaşırdı rüyalarımda...sığınırdım dost bildiğim yorganımın altına...o zaman anlamıştım yanlızlığımın doğuştan boynuma asılan bir yafta olduğunu...
gölgelerimin peşinde gezen,ergenlik şarkılarıma rağmen;inatla çocuk oluyordum...
Yeşiline küs gözlerle bakıyordum hayata...hayat namelerini en acıklı notalarla diziyordu boğazıma.Tıkanıyor,okuyamıyor,söyleyemiyordum...
Umud bizim sınıfa uğramazdı...Uğramazdı gözlerinde sevgi görebileceğimiz insanlar...o kadar kin o kadar nefret o kadar acı,acı,acı...
Nedensiz susmalar biriktirdim güncelerimde...
Bilirdim uykusuz sabahların,hep bir devinimle döneceğini ertesi geceye...
Umudsuzluğu öğrendim o günlerde...o günler de aslında huzurun ve umudun bize vaad edilen sahte düşlemeler olduğunu öğrendim...
o günler dilime bir cümle takıldı ve yaşım daha 16...
"burası dünya ve ben çok sıkıldım"...
mehmed asım
08/07/06
adana
istanbul
erzurum
istanbul...
Aklin Lal Hali...
İçimin suskunluk dağları eridi.
Gülen yüzümün ardına sakladığım ağıdım aydınlığa kavuştu.
İntihar hiç bu kadar mübah olmamıştı.
Ki ölüm beni sabaha erdirmeyecek çok iyi biliyorum.
Ağrılarımı gömdüğüm dehlizden çıkarıp
Bin acı ile ses veriyorum şimdi çağ yangınlarına.
Ömrüm ırmak olup akıyor gözyaşının büyüttüğü bu toprakta.
Artık görüyorum geçmişimin
Solmuş takvim yapraklarına yansıyan siluetini.
Ne kadar kırılsa da aynalarda şiirlerim
Adının üzerine mührü basılmış sevgim…
Yorgunluğumun sakladığı ruhsal bir depremdir bu.
Yamaçlardan savrulan bir ömrün son matemidir bu.
Bu susulmuş onca yılın ağıdı, ağlayışı, haykırışı,
Adı konulmayan yazgısıdır bu
Alnıma sürülen onca kara lekenin tuvalidir bu
Biliyorum ait olamadım şimdiye.
An ı anlatan hiçbir cümle uyak
Düşmedi yaşamsal alanlarıma.
Oysa ben vaad edilen toprakların çocuğuyum biliyorum.
Biliyorum insanların vaatlerinin ardında durmadıklarını…
Yosun tutan bir yalnızlığın reçetesidir bu…
Gülen yüzümün ardına sakladığım ağıdım aydınlığa kavuştu.
İntihar hiç bu kadar mübah olmamıştı.
Ki ölüm beni sabaha erdirmeyecek çok iyi biliyorum.
Ağrılarımı gömdüğüm dehlizden çıkarıp
Bin acı ile ses veriyorum şimdi çağ yangınlarına.
Ömrüm ırmak olup akıyor gözyaşının büyüttüğü bu toprakta.
Artık görüyorum geçmişimin
Solmuş takvim yapraklarına yansıyan siluetini.
Ne kadar kırılsa da aynalarda şiirlerim
Adının üzerine mührü basılmış sevgim…
Yorgunluğumun sakladığı ruhsal bir depremdir bu.
Yamaçlardan savrulan bir ömrün son matemidir bu.
Bu susulmuş onca yılın ağıdı, ağlayışı, haykırışı,
Adı konulmayan yazgısıdır bu
Alnıma sürülen onca kara lekenin tuvalidir bu
Biliyorum ait olamadım şimdiye.
An ı anlatan hiçbir cümle uyak
Düşmedi yaşamsal alanlarıma.
Oysa ben vaad edilen toprakların çocuğuyum biliyorum.
Biliyorum insanların vaatlerinin ardında durmadıklarını…
Yosun tutan bir yalnızlığın reçetesidir bu…
Saçlarına Düşen Yıldızların Sus Şarkısı
Kudurmuş bir öfkenin son nefesinde,
Adının üstüne miadı dolmamış sözcükler konarken Sen;
Düş bahçesinin yeni yetme düş künü…
Sıfatlar ve tamlamalar azalırken hece hece,
Sen güneşin kızı, ellerinde koparıp
Attığın gençliğimin yüzü…
Kırılmış aynalarda aylarca çarparken
Şiirlerim Gündüzlerine,
Sen kendine gömülüp,
Uçurum düşleri betimliyorsun.
İntihar bile edemiyorsun…
Şimdi sazım yanılgılarla süslenen
Bir çift göze uyak düşer.
Sen gidersin ki, ne kalır geriye
Kül rengine tabyalanmış anılar,
Gözlerine matem sesi düşmüş şarkılar
Saçlarında ki yıldızlar
Ardında bıraktığın benden başka…
mehmed asım
ankara
Adının üstüne miadı dolmamış sözcükler konarken Sen;
Düş bahçesinin yeni yetme düş künü…
Sıfatlar ve tamlamalar azalırken hece hece,
Sen güneşin kızı, ellerinde koparıp
Attığın gençliğimin yüzü…
Kırılmış aynalarda aylarca çarparken
Şiirlerim Gündüzlerine,
Sen kendine gömülüp,
Uçurum düşleri betimliyorsun.
İntihar bile edemiyorsun…
Şimdi sazım yanılgılarla süslenen
Bir çift göze uyak düşer.
Sen gidersin ki, ne kalır geriye
Kül rengine tabyalanmış anılar,
Gözlerine matem sesi düşmüş şarkılar
Saçlarında ki yıldızlar
Ardında bıraktığın benden başka…
mehmed asım
ankara
29 Mayıs 2007 Salı
kuyu, yusuf, gomlek, ihanet,agir roman ve bilekler
Bölüm 19
Sonra oturup düşüneceğiz bütün bu olanları…
Kuyular kuyular kazdık…
İlginçtir yine ölemedim.daha neyi bekliyorum ki.hangi umudun benim elimden tutucağını bilemezken, acıklı şarkılar gibi bakarken sözlerime,şehirler ve hastaneler dar gelirken ruhumun ızdırabına, bir otel odasından siren sesleriyle bilmem hangi şehrin bilmem hangi devlet hastanesinin kardiyoloji servisin de iken gelmiş olmalısın…bilmediğim o kadar çok şeyin arasında o kadar çok yolun arasında o kadar çok olmayan zamanımın arasında aslında suretin dönüşmüşken eski bir anıya,aslında acın hala taze bir küf kokusu iken dimağım da,yeni bir bahara yeni bir aşk la başlamışken,rahmetine sığınırken yağmurları yağdırınanın,gelmiş olmalısın
Menekşeleri anlatıyorum anlatmam gerekenlere.onları su değil aşk büyütür diyorum.diyorum çünkü biliyorum.kocaman, güçlü bir kalbi var derlerdi benim için…öyle değilmiş bunu anladım bu şehrin en sessiz gecesinde…
Şimdi yine sınırları aşılmış bir aşkın ortasında duruyorum.susuyorum.susmalar beni yaşatıyor belki de.kalbim de ince bir ağrı sol koluma vuran sırtıma vuran…doktor küfr ediyor ben 3 paket sigara içiyorum…
Sevgili (m) bana daha çok kızıyor bu yüzden.
Bu yüzden bilmiyor “içiyorsam sebebi var”
Hesapsız yürüyorum yine.buluyorum kendimi hesapsızlıklar içinde.plan yapmak bana göre değil.programlayamıyorum ne yarını ne bugünü ne de şimdiyi…
Denize yakın bir kentteyim.kentlerin en eskisinde.bir zamanlar simeranya dedikleri yerde….
Dün mostar dan geçerken saraybosna da aklıma geldin…dün derken hangi dün bilmiyorum.tarihler karışıyor…
Biliyorum.
Adın neydi
Adını koyan kimdi
Hep hatırlıyorum.seni yok saymak sana en büyük hakaret olsa gerek.varlığını biliyorum ve iman ediyorum.
Yazılar yazgılar ve yazılmışlar…sahte gülücükler biriktirmeyi öğrettim yüzüme.duygularımın harabetine rağmen birilerine duygu teslimi yapmayı öğrendim.
Ah dünya diyorum yine.
Bilerek buraların adamı olmadığımı, olamadığımı gitmeye hazırlanıyorum bu kez son kez…
Eyvallah vesselam…
Sonra oturup düşüneceğiz bütün bu olanları…
Kuyular kuyular kazdık…
İlginçtir yine ölemedim.daha neyi bekliyorum ki.hangi umudun benim elimden tutucağını bilemezken, acıklı şarkılar gibi bakarken sözlerime,şehirler ve hastaneler dar gelirken ruhumun ızdırabına, bir otel odasından siren sesleriyle bilmem hangi şehrin bilmem hangi devlet hastanesinin kardiyoloji servisin de iken gelmiş olmalısın…bilmediğim o kadar çok şeyin arasında o kadar çok yolun arasında o kadar çok olmayan zamanımın arasında aslında suretin dönüşmüşken eski bir anıya,aslında acın hala taze bir küf kokusu iken dimağım da,yeni bir bahara yeni bir aşk la başlamışken,rahmetine sığınırken yağmurları yağdırınanın,gelmiş olmalısın
Menekşeleri anlatıyorum anlatmam gerekenlere.onları su değil aşk büyütür diyorum.diyorum çünkü biliyorum.kocaman, güçlü bir kalbi var derlerdi benim için…öyle değilmiş bunu anladım bu şehrin en sessiz gecesinde…
Şimdi yine sınırları aşılmış bir aşkın ortasında duruyorum.susuyorum.susmalar beni yaşatıyor belki de.kalbim de ince bir ağrı sol koluma vuran sırtıma vuran…doktor küfr ediyor ben 3 paket sigara içiyorum…
Sevgili (m) bana daha çok kızıyor bu yüzden.
Bu yüzden bilmiyor “içiyorsam sebebi var”
Hesapsız yürüyorum yine.buluyorum kendimi hesapsızlıklar içinde.plan yapmak bana göre değil.programlayamıyorum ne yarını ne bugünü ne de şimdiyi…
Denize yakın bir kentteyim.kentlerin en eskisinde.bir zamanlar simeranya dedikleri yerde….
Dün mostar dan geçerken saraybosna da aklıma geldin…dün derken hangi dün bilmiyorum.tarihler karışıyor…
Biliyorum.
Adın neydi
Adını koyan kimdi
Hep hatırlıyorum.seni yok saymak sana en büyük hakaret olsa gerek.varlığını biliyorum ve iman ediyorum.
Yazılar yazgılar ve yazılmışlar…sahte gülücükler biriktirmeyi öğrettim yüzüme.duygularımın harabetine rağmen birilerine duygu teslimi yapmayı öğrendim.
Ah dünya diyorum yine.
Bilerek buraların adamı olmadığımı, olamadığımı gitmeye hazırlanıyorum bu kez son kez…
Eyvallah vesselam…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)